Papatya Dental · Bilgi Merkezi
Hastalık adını bilmenize gerek yok. Ne hissettiğinizi seçin, olası nedenleri birlikte daraltalım.
Belirti Seçici
Size uyan her şeyi işaretleyin.
Seçtikçe olası nedenler en çok eşleşenden başlayarak sıralanır. Beklememesi gerekenler ayrı başlık altında toplanır.
Olası nedenler
En az bir belirti seçtiğinizde olası nedenler burada listelenecek.
Bu araç teşhis koymaz. Belirtiler birden fazla hastalıkta ortak olabilir; kesin sonuç yalnızca muayene ile çıkar.
Bölgeye göre gruplandı. Hastalık adını bilmenize gerek yok. Ne hissettiğinizi seçin, olası nedenleri birlikte daraltalım.
Vakaların büyük çoğunluğunun kaynağı ağzın kendisidir, dolayısıyla çözümü de oradadır.
Şişliğin dişin sınırlarını aşması, enfeksiyonun çevre dokulara yayıldığını gösterir ve saatler içinde değerlendirme gerektirir.
Güne ağrıyla başlayıp gün içinde hafifleyen çene, gece boyunca çalışmış bir kas grubunu işaret eder.
Ağrısız bir tık genellikle takip edilir; kilitlenme ise beklemeyi kaldırmaz.
Çenenin en arkasında hissedilen dolgunluk ve baskı çoğu zaman sürmeye çalışan bir yirmi yaş dişidir.
Ağız yaralarının çoğu iki hafta içinde kendiliğinden iyileşir. İyileşmeyen, bekletilmemesi gereken tek bulgudur.
Fırçalamayla geçmeyen metalik ya da kötü bir tat, çoğu zaman boşalan bir iltihabın işaretidir.
Kuruluk yalnızca bir rahatsızlık değil, çürük ve diş eti hastalığı riskini birlikte yükselten bir durumdur.
Görünürde bir yara yokken hissedilen yanma, çoğu zaman kuruluk, mantar veya bir eksiklikle ilişkilidir.
Anestezinin etkisi geçtikten sonra süren uyuşma, sinire baskı olduğunu gösterir ve beklenmez.
Ağız açıklığının aniden azalması ya bir enfeksiyonun kaslara ulaştığını ya da eklemin kilitlendiğini gösterir.
Silinen plak ile silinmeyen plak farklı iki başlıktır. Ayrımı yapmak önemlidir.
Kulak ağrısıyla gelip kulakta hiçbir şey bulunmayan hastaların önemli bir kısmında kaynak çenededir.
Şakağınıza ya da yanağınıza bastırdığınızda tanıdık ağrının uyanması, kaynağın çene ekleminde değil kasta olabileceğini düşündürür.
Yemeğin ortasında durmak zorunda bırakan çene yorgunluğu çoğu zaman kas kaynaklıdır; belirli bir yaşın üzerinde damar kaynaklı bir nedeni de olabilir.
Ağzınızın açık kalıp kapanmaması, alt çene başının eklem yuvasının önüne geçip geri dönememesi anlamına gelebilir ve aynı gün değerlendirme ister.
Açılırken çenenizin orta çizgiden sapması, iki çene ekleminin aynı anda ve aynı miktarda hareket etmediğini gösterir.
Tek bir çıtlama değil, hareket boyunca süren pürüzlü bir sürtünme sesi, eklem yüzeylerinin düzgünlüğünü kaybettiğini düşündürür.
Yıllardır aynı olan kapanışınızın günler içinde değişmesi, dişin, kemiğin ya da eklemin konumunun değiştiği anlamına gelebilir.
Darbeden sonra dişlerin buluşma biçiminin değişmesi, kas şişliğinden çok kemiğin ya da çene ekleminin konumunun değiştiğini düşündürür.
Çekim sonrası ağrı ilk gün en yüksek düzeyindedir ve sonra azalır; ağrının yeniden artması ya da hiç azalmaması iyileşmenin seyrinin değiştiğini gösterebilir.
Ağız içinde açıkta kalan kemik, mukoza örtüsünün açıldığını ve bölgenin kendiliğinden kapanmayabileceğini gösterir.
Gece ağza gelen ekşi su, mide içeriğinin yukarı kaçtığını gösterir; uykuda tükürük azaldığı için asit ağızda uzun kalır ve diş yüzeylerini aşındırabilir.
Çiğnemekle değil yürümekle gelen ve dinlenmeyle geçen çene ağrısının kaynağı çenenin dışında olabilir; kalpten yansıyan ağrı bu kalıba uyar.
İlk saatlerde tükürüğün pembeleşmesi beklenen bir durumdur; ağzın birkaç dakikada kanla dolması ve baskıya yanıt vermemesi ise farklı bir tablodur.
Dilin yüzeyindeki papillaların bölge bölge silinmesiyle oluşan, kenarı beyazımsı kırmızı adacıklardır; en belirgin özellikleri yer değiştirmeleridir.
Dilin sırtındaki yarıklar çoğu kişide doğuştan gelen bir yüzey yapısıdır; asıl soru yarığın kendisi değil, içinde biriken artığın yakınma üretip üretmediğidir.
Dilin yüzeyinde biriken ve nazikçe temizlendiğinde kısmen kalkan beyazımsı tabakadır; kalkıp kalkmaması onu kalıcı beyaz lekelerden ayıran ilk ayrıntıdır.
Dilin sırtındaki papillaların dökülmeyip uzamasıyla oluşan, dışarıdan tüy gibi duran ve renk maddelerini tutan bir yüzey değişikliğidir.
Dil yüzeyindeki papillaların silinmesiyle ortaya çıkan, parlak ve düz bir görünümdür; nedeni çoğu zaman ağızda değil, kanda aranan bir eksikliktir.
Dilin iki yanındaki dalgalı girintiler, dilin dişlere sürekli bastırdığını gösterir; iz dilin sırtında değil, dişlerle temas eden kenarındadır.
Aftın tekrarlaması, tek bir yaranın kendisinden çok onu besleyen zemini işaret eder; aylarca süren döngüler beslenme eksikliklerinden mekanik tahrişe kadar birçok başlığı gündeme getirir.
Ağız içinde silinmeyen, kadife görünümlü kırmızı bir leke mukozanın üst tabakasının incelmesi anlamına gelir; bu görünüm beklenecek değil, değerlendirilecek bir bulgudur.
Yanak mukozasında dantele benzeyen ince beyaz çizgiler, mukozanın bağışıklık kaynaklı bir tepkiyle yer yer kalınlaşmasını gösterebilir; silinmemeleri ve çoğunlukla iki yanda birden bulunmaları tanıdık özellikleridir.
Ağzın iki köşesindeki çatlak, dudak kuruluğundan farklı olarak çoğu zaman o kıvrımda biriken tükürüğün cildi yumuşatması ve mikroorganizmaların oraya yerleşmesiyle sürer.
Uçuk, sinir kökünde sessizce bekleyen bir virüsün belirli tetikleyicilerle yeniden etkinleşmesiyle çıkar; dudak kenarında karıncalanmayla başlaması onu diğer ağız yaralarından ayırır.
Dakikalar içinde gelişen dudak ve dil şişmesi, günler içinde büyüyen enfeksiyon şişliğinden farklıdır ve hava yolunu daraltabilir.
Dil hareketinin kısıtlanması iki ayrı hikâyeye işaret eder: doğuştan gelen bir bağ ya da sonradan gelişen bir şişlik veya sertleşme.
Protez altındaki yara çoğu zaman bir basınç noktasının işaretidir; iki hafta içinde kapanmaması ise açıklamanın protez olmadığını düşündürür.
Tat kaybı çoğu zaman dilin değil, kokunun ya da ağzı ıslatan tükürüğün sorunudur; hangisinin eksildiğini bulmak yönü belirler.
Ağız içinde beliren saydam ya da mavimsi, yumuşak bir kabarcık çoğu zaman küçük bir tükürük bezinin kanalının zedelenip salgısını çevre dokuya bırakmasıyla oluşur.
Ağız içinde sert, yerinden oynamayan ve haftalardır küçülmeyen bir kitle, su dolu bir kabarcıktan da iltihabi şişlikten de ayrı değerlendirilir.
Uçuk birkaç gün içinde kabuklanıp kapanır; aynı yerde haftalarca duran, döküldükçe yeniden oluşan bir kabuk başka bir şey anlatır.
Ağız içinde yaygın yaraya ateşin eşlik etmesi, çoğu zaman diş çıkarmayla değil bir enfeksiyonla ilgilidir; ilk günlerde asıl belirleyici, çocuğun sıvı alıp alamamasıdır.
Kendiliğinden başlayan, nabız gibi atan ağrı, diş sinirinin geri dönüşü olmayan bir noktada olduğunu gösterir.
Ağrının ne kadar sürdüğü, hangi dokunun etkilendiğini söyleyen en güvenilir işarettir.
Daimi bir dişin hareket etmesi normal bir aşama değildir; dişi tutan desteğin azaldığını gösterir.
Diş yüzeyinin düzleşmesi yaşın değil, uygulanan kuvvetin işaretidir.
Renk değişikliği yüzeysel bir boyanma da olabilir, minenin altında ilerleyen bir çürük de.
Ağrının ısırırken mi yoksa bırakırken mi geldiği, hangi sorunla karşı karşıya olduğunuzu büyük ölçüde söyler.
Hep aynı noktada sıkışma, iki diş arasındaki temasın bozulduğunu gösterir ve nedeni genellikle onarılabilir.
Rengin dıştan mı içten mi geldiği, hangi tedavinin işe yarayacağını belirler.
Yıllardır aynı duran dişlerin yer değiştirmesi, onları tutan desteğin değiştiğini gösterir.
Basınç değiştiğinde ağrıyan diş, çoğu zaman yerde sessiz duran ama zaten sorunlu olan bir dişi ele verir; ağrının uçuşun hangi anında başladığı kaynağı daraltır.
Darbeyle yerinden çıkan, kırılan ya da yerinden oynayan diş, diş hekimliğinin sayılı acil durumlarından biridir; ne yaptığınız kadar ne kadar sürede yaptığınız da sonucu etkiler.
Çene altındaki ve boyundaki lenf bezleri yakındaki bir enfeksiyona tepki verdiğinde büyür; bezin ağrılı ve oynak olması çoğu zaman bu tepkiyi anlatır.
Ağrısız olması rahatlatıcı bir işaret değildir; sert, yerinden oynamayan ve üç haftadan uzun süren bir boyun şişliği kendi başına değerlendirilmesi gereken bir bulgudur.
Boyun ile çene aynı kas zincirini paylaşır; boyun tutulması çoğu zaman kas kaynaklıdır, ancak eşlik eden bulgular tabloyu tamamen değiştirebilir.
Boğaz ağrısının yalnızca bir tarafta kalması, soğuk algınlığından çok o taraftaki bir dişi, diş etini ya da bademciği düşündürür.
Yutma güçlüğü, ağız ve boyun bölgesindeki bir şişliğin nefes yolunu daraltmaya başladığının ilk işareti olabilir; bu belirti evde izlenerek yönetilmez.
Yutmayı engellemeyen, yemek aralarında daha belirgin olan bu his çoğu zaman boğazda gerçek bir cismi değil, kas ve mukoza kaynaklı bir duyuyu anlatır.
Üç haftayı geçen ses kısıklığı, ses tellerinde bakılması gereken bir değişiklik olduğunu düşündürür; soğuk algınlığından kalan kısıklık bu kadar uzun sürmez.
Boyundaki şişliğin ateşle birlikte gelmesi, ağızdaki bir enfeksiyonun kendi bölgesinin dışına taşmış olabileceğini gösterir ve beklenerek izlenecek bir tablo değildir.
Öksürünce ya da kendiliğinden ağza gelen küçük beyaz parçacıklar, genellikle bademcik yüzeyindeki dar girintilerde biriken artıkların sıkışmasıyla oluşur.
Horlama, uykuda hava yolunun daralıp yumuşak dokuların titreşmesiyle çıkan sestir; sesin yüksekliği tek başına sorunun büyüklüğünü göstermez.
Başkasının gördüğü solunum duraklaması, uykuda hava yolunun bir süre tamamen kapandığını düşündüren en güçlü işarettir.
Uykudan boğulur gibi ya da hava açlığıyla uyanmak, hava yolunun kapandığı anı sizin de fark ettiğiniz durumdur.
Yeterli süre uyuduğunuz hâlde gün içinde uykulu olmanız, uykunun süresinde değil kalitesinde bir sorun olabileceğini düşündürür.
Burun yerine ağızdan soluma, havayı ısıtan, nemlendiren ve süzen yolun devre dışı kaldığını gösterir; sonuçları ilk olarak ağız içinde görülür.
Yalnızca sabaha özgü olan ağız kuruluğu, gece boyunca ağızdan solunduğunu ve hava yolunun uykuda daralmış olabileceğini düşündürür.
Gıcırdatma sesini siz değil yanınızda uyuyan kişi duyar; bu ses, çenenizin gece boyunca kendi başına çalıştığını ve dişlerin birbirine sürtündüğünü gösterir.
Çocukta gece boyunca süren horlama ve açık ağızla uyuma, havanın burundan rahat geçmediğini gösterir; bu durum çenenin gelişimini de etkileyebilir.
Hep aynı tarafta duran burun tıkanıklığı, iki yanı birden tutan tıkanıklıktan farklı bir şey anlatır; kaynağı burun boşluğunda da olabilir, üst azı dişlerinde de.
Boğazın arkasına inen sümüksü akıntı; sürekli boğaz temizleme, sabah bulantısı ve ağız kokusuyla birlikte gidebilir.
Kötü kokan ve çoğunlukla tek taraftan gelen burun akıntısı sıradan bir nezleden farklıdır; kaynağı üst çene sinüsüne komşu bir diş olabilir.
Öne eğilirken, öksürürken ya da yatarken artan yüz basıncı, ağrının kaynağını dişten çok yüzdeki hava boşluklarında aramayı gerektirir.
Kulağın dolu ya da basınç altında hissedilmesi her zaman kulağın kendisinden gelmez; kaynak östaki tüpü ya da hemen önündeki çene eklemi olabilir.
Dışarıda karşılığı olmayan bir ses duymak; kaynağı önce işitme yolunda aranır, çene ekleminin payı ise sanıldığı kadar geniş değildir.
Sıvının ağzınızdan burnunuza geçmesi, çoğu zaman ağız boşluğu ile üst çene sinüsü arasında kapanmamış bir açıklık bulunduğunu düşündürür.
Şakak, güçlü bir çiğneme kasının yerleşim yeridir; bu yüzden şakak ağrısı çoğu zaman baş ağrısı kadar çenenizi nasıl kullandığınızla da ilgilidir.
Ağrının uykudan uyanır uyanmaz var olması, onu üreten şeyin gündüz olup bitenlerden çok siz uyurken olup bitenlerle ilgili olabileceğini gösterir.
Zonklayan tek taraflı bir ağrının yanına ışık ve ses rahatsızlığı eklendiğinde tablo diş kaynaklı bir ağrıdan uzaklaşır ve başka bir yöne işaret eder.
Başın çevresini saran, zonklamayan ve iki yanı birden tutan bir baskı hissi, damar kökenli bir ağrıdan çok kas gerginliğini akla getirir.
Göz çevresindeki ağrı her zaman gözden gelmez; üst çene dişleri, sinüsler ve bazı baş ağrısı tipleri de ağrılarını aynı bölgeye gönderebilir.
Her yüz bir ölçüde asimetriktir; asıl önemli olan farkın var olması değil, yeni ortaya çıkmış ya da giderek belirginleşiyor olmasıdır.
Yüzün bir yanında saniyeler süren, elektrik çarpmasına benzeyen ağrı; çoğu zaman dişten değil, yüzün duyusunu taşıyan sinirden gelir.
Uyuşturucu ilacın etkisi normalde birkaç saat içinde çözülür. Ertesi güne kalan uyuşukluk ilacın süresiyle değil, sinirin durumuyla ilgilidir.
Dilin yalnızca bir yanını tutan uyuşma o yanın hissini taşıyan sinirle ilgilidir; iki yanı birden tutan karıncalanmanın hikâyesi farklıdır.
Yüzün bir yanının aniden düşmesi beklenecek bir bulgu değildir; ilk yapılması gereken, inme olasılığının acil serviste dışlanmasıdır.
Seğirme, kasın kendi kendine kısa kısa kasılmasıdır. Güç kaybı değildir ve çoğu zaman çeneyle değil, yorgunlukla ya da sinirle ilgilidir.
Ağrıyla aynı anda gelen tek taraflı göz sulanması ve burun tıkanıklığı, ağrının hangi yoldan geldiğini gösterir; diş ağrısında beklenen bir eşlikçi değildir.
Yemeğe başlayınca çene altında beliren ve bir süre sonra kendiliğinden inen şişlik, tükürüğün kanaldan akamadığını gösteren bilinen bir tariftir.
Kulak önündeki şişlik yüzün en büyük tükürük bezinden gelebilir; bu bez çene ekleminin üzerine yayıldığı için şikâyet çoğu zaman eklem sorunu sanılır.
Tükürüğün kıvamındaki değişiklik, ağzın kuru hissedilmesinden önce gelen ve fark edilmesi kolay olmayan bir azalma işaretidir.
İki ayrı bez grubunun aynı dönemde kuruması, iki rastlantıdan çok bezlerin tümünü etkileyen ortak bir nedeni akla getirir.
Kanal ağzından berrak tükürük yerine bulanık, sarımsı bir sıvı gelmesi, tükürük bezinin içeriğinin iltihaplandığını gösteren doğrudan bir bulgudur.
Fırçalarken görülen kan, sert fırçalamanın değil neredeyse her zaman iltihabın işaretidir.
Sağlıklı diş eti soluk pembe ve sıkıdır. Kızarıklık ve şişlik, dokunun iltihapla tepki verdiğini gösterir.
Diş uzamaz; diş eti geri çekilir ve daha önce örtülü olan kök yüzeyi görünür hale gelir.
Aşağıdakilerden biri varsa randevu gününü beklemeyin, aynı gün başvurun.
Yutkunma veya nefes alma güçlüğünde en yakın acil servise başvurun.
Bilgilerinizi bırakın, ekibimiz kısa sürede size dönsün.
Çerezler Siteyi nasıl kullandığınızı ölçmek için çerez kullanıyoruz. Reddederseniz site aynı şekilde çalışır, yalnızca ölçüm yapılmaz.